arşiv

‘Doğa’ kategorisi için arşiv

Domalan Mantarı – Tuber

Çarşamba, 19 May 2010 admin yorum yok

Lezzet ve çeşnileriyle ağzının tadını bilen gurme aşçıları tarafından çok sevilip aranan domalan, gerçekte domalan diye bilinen Tuber mantarının toprak altında gelişen eşeyli üreme organından başka bir şey değildir. Harikulade lezzetine karşılık, domalan mantarları küçük kirli bir taş parçası ya da patates gibi görünürler. Bir türü beyaz renkli, bir türü de siyah renkli domalan üretür. Domalan mantarların Güney Avrupa’da Yeni Zelanda’da Avustralya’da ve Amerika’daki geniş ağaç dikim alanlarında kültürü yapılır. Çünkü tuber, meşe, huş ve Amerikan cevizi gibi orman ağaçlarının ektomikorizal ortağıdır ve temel besinlerini bu bitkilerden alır. Bu mantarları labaratuvar koşullarında üretmek için pek çok araştırmalar yapılmış; fakat bu çalışmalarda, onları ev sahibi bitkilerden ayrı olarak satışa sunulacak miktarlarda üretmek mümkün olmamıştır.

Genç meşe fidanlarının kökleri uygun mantar türünün miseli ile aşılandıktan sonra, bu fidanlar dikim alanlarına aktarılır ya da ağaçlar dikildikten sonra domalan miseli olantastonun toprağına ilave edilir. Domalan kültürü sırasında karşılaşılan bir sorun, onlarla yarışan diğer ektomikorizal mantar türlerinin ortama yerleşmesi ve ağaçlar tarafından sağlanan besinlere ortak olup verimin azalmasına yol açmalarıdır. Domalanların hasat edilebilecek boyuta ulaşması aşağı yukarı 10 yıl alır. Domanlanların geliştiği yerler kazılmadan önce belirlenmelidir. Doğal ormanlarda, kazıcı hayvanlar Tuber’i çıkarıp dağıtırlar. Üreme organlarından salınan kimyasal maddeler, bu hayvanları cezp ederler. Hayvanlar kazdıkça üreme organlarını parçalar ve sonuçta sporları dağıtılır. Toprakta gömülü olan bu hazinelerin yerini bulmak için, insanlar uzun zamandır bu amaçla eğitilmiş domuzları ve köpekleri kullanmaktadır.

Biyolojik Çeşitlilik

Çarşamba, 12 May 2010 admin yorum yok

http://img13.imageshack.us/img13/3220/animalss.jpgYeryüzünde yaşayan farklı canlılar biyolojik çeşitliliği oluşturur. Bilim adamları şu ana kadar 1,5 milyon canlı türü tanımlamış ve kurallara uygun olarak isimlendirmiştir. Şuanda fazladan ne kadar tür mevcut olduğunu yalnızca tahmin edebiliriz. Bazı biyologlar sayının 10 milyon civarında olduğunu, bazıları tür sayısının 30 milyon ile 80 milyon arasında değişebileceğini tahmin etmektedir.

Biyolojik çeşitliliğin kısaltılmış şekli olan biyoçeşitlilik üç ana öğeye ya da düzeye sahiptir. Biyoçeşitliliğin ilk düzeyi genetik çeşitliliktir. Bir populasyon içinde bireysel çeşitliliğe ilave olarak aynı zamanda populasyonlar arasında yöresel koşullara bağlı olan bir genetik çeşitlilik de vardır. devamını oku…

Sarıkum Gölü

Çarşamba, 24 Şub 2010 admin yorum yok

Sarıkum gölü, Karadeniz’in yanı başında mavi bir ayna gibi parlıyor. Sinop’un bereketli kıyılarında bulunan gölün yakınlarında subasar ormanlar var. Ama yöreye yapılan barajlar su akışının doğallığını bozuyor; yazın kuru, kışın sulak olması gereken alandaki ağaçlar kuruyor. Su rejiminin değiştirilmesi Sarıkum ve diğer doğal alanlar için büyük tehdit. Kızılırmak Deltası’nın doğu yakasındaki Gernek ve Balık göllerinin arasında zengin bir sulak alan uzanıyor. Bu toprak, su ve bitkileri hem bir çatışma, hem derin bir uyum içinde. Sonuçta ortaya saz, kamış, kofa ve diğer bitkilerin renklendirdiği bir ekosistem çıkıyor.

Sudüşen Şelalesi

Çarşamba, 24 Şub 2010 admin yorum yok

Yaşamın kaynağı olan su, binlerce yıldan bu yana uygarlıkların devamını sağladığı gibi insanoğlunun ayakta kalabilmesinin başlıca nedenlerinden biri oldu. Yerkürenin engebeli yüzey şekillerinden doğanın özene bezene yarattığı şelaleler ve suyun yükseklerden süzülürken oluşturduğu o müthiş görsellik hepimizi derinden etkiler. Yerçekimine karşı koyamayarak kayalardan büyük bir süratle akan Sudüşen Şelalesi de seyredenleri kendine hayran bırakıyor.

Yalova ilinin Termal ilçesi Üvezpınar Köyü sınırları içindeki şelalenin yolu tamamen asfalt. Üvezpınar’a 8 kilometre mesafedeki Sudüşen, Nacaklı Deresi üzerinde bulunuyor. Samanlı Dağları’nın eteğindeki Haydariye köyü ile Üvezpınar arasındaki vadiyi süsleyen dere yatağında, Sudüşen’den başka irili ufaklı birçok şelale yer alıyor. Üvezpımar’dan tepelere saran patika yoldan yürünerek de ulaşılabile şelale, kayalık bir alandan dökülüyor.

Yükseldikçe baraj gölünün ve Marmara Denizi’nin seyredilebildiği panoramik manzaralı tepeden sonra, yürüyüş güzergâhı sık yeşil bir bitki örtüsünden geçiyor. Aynı zamanda serinlemek isteyenlerin yüzdüğü bir gölet var. Özellikle hafta sonları oldukça kalabalık olan bölge,  İstanbul çıkışlı seyehat acentelerinin de yürüyüş programlarında yer alıyor. Sudüşen Şelalesi’nin üstünden devam eden patika, geniş yapraklı ağaçlardan oluşan bir orman içinde dere yatağını takip ediyor. Bu parkur, Armutlu-Esenköy-Çınarcık-Yalova hattındaki mavi yeşil rotanın bir ayağını oluşturuyor.

Sudüşen Şelalesi’ne gelenler termal tesislerde dinlenebilme olanağı da bulunuyor. Yalova il merkezine 12 kilometre mesafedeki Yalova Termal Tesisleri’nin suları, Samanlı Dağı doruklarındaki Delmece Yaylası’ndan geliyor.

Hasankeyf’e Çin Seddi Tehditi

Çarşamba, 24 Şub 2010 admin yorum yok

Avrupalı kredi kuruluşları, geçtiğimiz aylarda Ilısu Barajı inşaatı için verecekleri krediyi geri dönüşsüz olarak geri çekmişti. Bu gelişme Dicle Vadisi ve Hasankeyf’in korunması için çok önemli bir adımdı. Ancak Çevre ve Orman Bakanlığı bu tartışmalı proje için şimdi de Çin kredi kuruluşlarından olan Sinosure ile anlaşmaya çalışıyor. Anlaşma sağlanması durumunda doğal ve tarihi varlıklarımız bir kez daha tehdit altına girecek. Doğa Derneği Başkanı Güven Erken yaptığı açıklamada “Eğer Çin ile anlaşma gerçekleşirse, Hasankeyf ve Antik Mezopotamya’nın bir bölümü yeni bir Çin Seddi nedeniyle sular altında kalacak” diyor. Eken ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı’nı anlaşmanın yasal zeminini kamuoyuna açıklamaya davet ediyor. Kültürel Miras listesine girmesi için başlattıkları kampanyayı sürdürüyor.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Ilısu Barajı için gerekli maddi kaynağı saglamak icin Çin Halk Cumhuriyeti’nin en büyük kredi firmasi olan Sinosure ile anlaşma sağlamaya çalışıyor.

Hasankeyf ve içinde bulunduğu Dicle Vadisi, UNESCO Doğal ve Kültürel Miras kriterlerinin 10′undan 9′unu karşılamasına rağmen, Türkiye hükümeti Hasankeyf’in UNESCO Dünya Mırası listesine dahil edilmesi icin henuz her hangi bir başvuruda bulunmadı. Öte yandan, 1987 yılından beri UNESCO Doğal ve Kültürel Mirası listesinde bulunan ve uzaydan görülebilen tek insan yapısı olan Çin Seddi, Hasankeyf ile karşılaştırıldığında, UNESCO kriterlerinden sadece 5′ni sağlıyor.

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken yaptığı açıklamada ‘Eğer Çin ile anlaşma gerçekleşirse, Hasankeyf ve antik Mezopotamya’nin bir bölümü yeni bir ‘Çin Seddi’ nedeniyle sular altında kalacak. Nasıl Çinliler kendi Dünya Miraslarını yok edecek bir projenin Türkiye şirketleri tarafından finanse edilmesine şiddetle karşı çıkarlarsa, biz de Hasankeyf gibi Çin Seddi’nden daha fazla UNESCO kriterini sağlayan doğa ve kültür mirasımızın Çin’den sağlanacak kredi nedeniyle sular altında kalmasına karşı çıkıyoruz’ dedi.

Doğa Derneği Başkanı Eken, Çevre ve Orman Bakanlığı’nı, Türkiye’nin doğasını korumakla mükellefken, Türkiye’de doğaya en büyük zararı verecek olan Ilısu Barajı projesini ısrarla uygulamaya çalışmakla suçladı.

Eken, ‘Bakanlık bunu yaparken hukuku da dikkate almıyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Çin ile imzalamaya çalıştığı anlaşmanın yasal zeminini kamuoyuna derhal açıklaması gerekiyor’ dedi.

Dicle Vadisi’nde yer alan tarihi kent Hasankeyf, 10 bin yıllık geçmişi ile dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri. Bölgede inşa edilecek büyük baraj, Hasankeyf’le birlikte 83′den fazla arkeolojik alanın, Fırat kaplumbağası (Rafetus euphraticus) gibi nesli dünya ölçeğinde tehlike altındaki ve endemik türlerin de yok olmasına sebep olacak.

Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!